Giriş yapmadınız.

1

21.08.2009, 10:06

Nurs karyesi; Risâle-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak

Bizim Nurs köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi; Risâle-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilâyetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kablelvuku ile o nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh sûretinde göstermişler.

Hem, o nahiyemiz olan Hizan kazasına tâbi Isparta’da, birden bire, meşhur Seyda namında Şeyh Abdurrahman-ı Tağî himmetiyle o kadar çok talebeler ve hocalar ve âlimler çıktılar ki, bütün Kürdistan onlarla iftihar eder bir şekil aldığı zaman, içlerinde münazara-i ilmiye ve pek büyük bir himmetle ve pek geniş bir daire-i ilim ve tarikat içinde öyle bir vaziyet hissediyordum ki, güya ru-yi zemini fethedecek bu hocalardır.

Eski meşhur ulema ve evliyalar ve allâmeler ve kutublar-onların medar-ı bahsi oldukça ben de dokuz on yaşındayken dinliyordum, kalbime geliyordu ki, bu talebeler, alimler, ilimde, dinde büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyade zekâveti olsaydı, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum, o hissiyat bende de vardı. Hatta tarikat şeyhleri ve dairelerinde medar-ı hayret bir müsabaka, hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı. O hâletleri başka memleketlerde o derece göremedim.

Şimdi bir ihtar ile kat’î kanaatim geldi: O talebe arkadaşlarım, o üstadlar hükmünde hocalarım, o mürşidlerim, evliya ve şeyhlerim, bir hiss-i kablelvuku ile ruhu hissedip akıl bilmeyerek—ki en lüzumlu bir zamanda—o talebeler içinde ve o hocaların şakirtleri içinde ve o mürşidlerin müridleri içinde parlak bir nur çıkacak, ehl-i imanın imdadına gelecek diye, o istikbaldeki nimet-i İlahiyeye gayet ağır ve acip şerâit içinde ve hadsiz muarızların karşısında ve bin seneden beri kuvvet bulan dalâletin mukabilinde ve gayet vehham ve garazkâr düşmanlarımızın desiselerinin ihatasında ve iki dehşetli mahkemenin uzun tetkikatında Risâle-i Nur’un bu fevkalade galebesi ve harikulade perde altında tenvirâtı ve düşmanlarını mecbur edip serbestiyetini kazanması gösteriyor ki, o mevkiine lâyıktır ki, kablelvuku İmam-ı Ali Radıyallahu Anh ve Gavs-ı A’zâm (kuddise sırruhu) ondan haber verdikleri gibi, bunlar, köy ve nahiye ve vilâyetim, benimle beraber şuursuz olarak geleceğini hissedip mesrur olmuşlar.

Emirdağ Lâhikası, s. 50, (yeni tanzim, s. 106)
***
Otuz üç adet Sözlerin ve otuz üç adet Mektupların mecmuuna Risaletü’n-Nur namı verilmesinin sırrı şudur ki:
Bütün hayatımda Nur kelimesi her yerde bana rastgelmiştir. Ezcümle, karyem Nurs’tur, merhume validemin ismi Nuriye’dir, Nakşî üstadım Seyyid Nur Muhammed’dir, Kadirî üstadım Nureddin. Kur’ân üstadlarımdan Nuri, talebelerimden benimle en ziyade alâkadarı Nur isimli bulunanlardır. Kitaplarımı en ziyade izah ve tenvir eden, nur misâlidir. Kur’ân-ı Hakîmdeki en evvel aklıma, kalbime parlayan ve fikrimi meşgul eden, “Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misâli, bir lâmba yuvası gibidir...” (Nur Sûresi: 24:35.) âyetidir. Hem hakaik-i İlâhiyede müşkülâtımın ekserisini halleden Esmâ-i Hüsnâdan Nur ism-i nurânîsidir. Hem Kur’ân’a şiddet-i sevk ve inhisar-ı hizmetim için hususî imamım Zinnûreyn’dir.

Barla Lâhikası, s. 156, (yeni tanzim, s. 443)

Bediuzzaman Said Nursi
20.08.2009
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün.
Gerisi zaten kendiliğinden gelir...

( ŞEMS-İ TEBRİZİ )


2

21.08.2009, 13:13

Yok deve!..

Bu yazacağımız çok kişiye "aykırı örnek" gelecek, biliyoruz.
Çok kişi "yok deve" diyecek, farkındayız. Milletvekili Vahit Kiler ile Belediye Başkanı Fehmi Alaydın anlattılar ki:
Said Nursi nereli, biliyor musunuz?
Bitlis-Hizanlı.
Hizan'ın Nurs köyünden.
Köyün ismi Said Nursi'den gelir.
Ama köyün resmi adı farklıdır: Kepirli köyü.
Vahit Kiler ile Fehmi Alaydın "belki tepki gösteren çıkacak ama" diye devam ettiler:
- Gerçek bu... Köye gidin, sorun... Tek kişi "Kepirli" demez... Varsa "Nurs", yoksa "Nurs."
***

"Dünyanın pek çok yerinden" köye ziyaretçi geliyormuş.
Özellikle de yaz ayları "Avrupa'dan otobüslerle."
Amaçları "Nurs köyünü" ziyaret.
Bitlis Belediye Başkanı:
- Bitlis gelişsin, zenginleşsin... Üniversite yaygınlaşsın... Milli gelir artsın... Gerisi teferruat... İlçenin, köyün adı için kavga etmeyelim.
Kaynak
Yavuz Donat

Bu konuyu değerlendir