You are not logged in.

-»(¯`v´¯)-»Muhabbet Fedaileri artık "Tapatalk" ile cebinizde...-»(¯`v´¯)-»
iPhone veya Android tabanlı cep telefonu kullanıyorsanız, AppStore / Market üzerinden "TAPATALK" uygulamasını indirip kurduktan sonra çalıştırın ve "Muhabbet Fedaileri" diye aratın. Tapatalk ile Muhabbet Fedaileri Forum artık cebinizde...

Dear visitor, welcome to Muhabbet Fedâileri. If this is your first visit here, please read the Help. It explains in detail how this page works. To use all features of this page, you should consider registering. Please use the registration form, to register here or read more information about the registration process. If you are already registered, please login here.

1

Wednesday, August 25th 2010, 6:03pm

İslamda Cariye diye birşey var mı?

selamunaleykum
bu soruyu yazacak dogru yermi bilmiyorum amma
yeni üye oldum ve nerde sorucagmi sasridim biraz karisik oldugu icin
Islam Hakkinda souralim var
kafama takilan
sizler arasinda bilgili olanlar yardimci olabilrimi ?

2

Wednesday, August 25th 2010, 6:20pm

Sorularınızı yazınız. Bilgisi olan arkadaşlar mutlaka cevap verecektir.
"Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım,.."
Bediüzzaman said Nursi

3

Wednesday, August 25th 2010, 6:24pm

Sorularınızı yazınız. Bilgisi olan arkadaşlar mutlaka cevap verecektir.

sorum
islamda cariye diye birsey warmi ?
ben bunu okudugmda sok olmusdum cariye
dieye birsey varsa neden nikah yapilior

bir kac yerde yaziyor bir erkek 4 kadinlarin yaninda
birde cariyeleriyle
beraber olabilyiormus
nikah yapmadan
bu dogrumu

4

Wednesday, August 25th 2010, 6:47pm

İslam da Cariyelerin konumu nedir. Birden fazla cariye edinmek caiz midir?
Soru
Kuranda kişi istediği kadar cariyelerle evlenebilir diye bir ibare var mı ve varsa hikmeti nedir. Yani normalde en fazla dört kadın alablirlken niye istediği kader cariye alabiliyor. Cariyelerde kadın değil mi?

Cevap
Değerli Kardeşimiz;


Allah'a kul ve köle olmanın dışında, her insan hür olarak yaratılmıştır. Hürriyet insanın vazgeçilmez bir hakkı, ayrılmaz bir hususiyetidir. Bununla beraber, insanın, insan olma itibariyle haysiyet ve şerefinden gelen bir hürriyet hakkı, hemen hemen tarihin bütün devirlerinde elinden alınmıştır. Çeşitli harp ve baskınlar neticesinde insanlar hürriyetlerinden mahrum edilmiş, bir mal gibi alınıp satılır hale getirilmiştir. Bilhassa Roma hukuku ve Yunan felsefesi köleliği zarurî bir ihtiyaç haline getirmiş, insanları bir eşya gibi pazara dökmüştür.

Diğer taraftan her millet, düşmanının kuvvetini azaltmak, nüfusunu eksiltmek ve kendi kuvvetim artırmak için esirlik müessesesini yaşatmayı zaruret halinde görmüştür.

İslâmiyetten önce Araplar arasında da kölelik bütün şiddet ve dehşetiyle devam ediyordu. Kabileler arasındaki çarpışmalar ve yağmalamalar aralıksız olarak sürüyordu. Düşman taraftan esir olarak alınan kadın, erkek ve çocuklar kölelileştiriliyordu. Cahiliye Araplannın nazarında kölelik hayvanlıktan aşağı telâkki ediliyordu. Bunun için onları insanlık dışı işlerde çalıştırıyorlar, her türlü zulüm ve işkenceyi reva görüyorlardı. Bazan onları aç susuz bırakarak ölüme terk ediyorlar, bazan de öldürüyorlardı. Kadınları cariye olarak kullanıyorlardı. Öyle ki âdeta cariyelik teşvik edilen birşey haline gelmişti. Sırf bunun için başka kavimlere baskınlar düzenliyorlar, erkekleri öldürerek kadınlarını esir alıyorlardı.

İşte İslâmiyet böyle bir zamanda zuhur etti. O devirde insanlığın yarası olan böyle bir meseleyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi, o zamanki durum zaten buna müsait de değildi. Esaret müessesesinin kaldırılması henüz yeni kurulmakta olan İslâm devleti için birtakım güçlükler getirebilirdi. Şöyle ki:

Her hususta olduğu gibi dinimizin cihad anlayışı diğer milletlerin savaş anlayışından farklıdır. Dinimizin cihaddan gayesi, zulmetmek, kan dökmek, kuru kuruya beldeler fethetmek değil, Cenab-ı Hakkın ismini duyurmak, İslama yöneltilen hücumları önlemek, insanlara dünya ve âhiret saadeti temin etmektir. Bu sebeple düşman da olsa savaşa fiilen iştirak etmedikçe, kadınları, çocukları ve ihtiyarları öldürmek Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. 1 Fakat bunları serbest bırakmanın İslâm devleti için bir tehlike olacağı da ortadadır. Çünkü bir kaç yıl sonra nüfusları yeniden artacağından Müslümanlar için bir tehlike teşkil etmeleri mümkündür. Bu durumda bunların esir alınması artık bir zaruret haline gelmişti.
Diğer taraftan, karşı taraf, Müslümanları esir etmekten geri durmuyordu. Dengenin temin edilmesi için Müslümanların da onlardan esir almaları gerekiyordu. Böylece hem denge temin ediliyor, hem de karşı taraf kuvvetten düşürülüyordu. Ayrıca alınan esirlerle Müslüman esirler takas yapılarak Müslümanlar esaretten kurtarılmış oluyordu. Yine esirler fidye karşılığı serbest bırakılmakla İslâmiyetin yayılması için maddî destek temin ediliyordu.

Görüldüğü gibi, köleliği ve cariyeliği ilk defa İslâmiyet icat etmemiştir. Birtakım zaruretler sebebiyle her ne kadar ortadan kaldırmamışsa da, onu tamamen hürriyete yol açabilecek şekilde ıslâh etmiştir.
Tarihin her devrinde insanlık dışı işlerde kullanılan zulüm ve işkencenin her türlüsü reva görülen köleler, ancak İslâmiyet sayesinde rahat bir nefes alabilmişlerdir. Dinimiz kölelik müessesesini vahşi ve iptidaî suretten çıkarıp, insanî bir hayata kavuşturmuştur. Köleye birçok hak verilmiş ve bunlar devletin himayesi altına alınmıştır.

Hadis ve fıkıh kitaplarımızda "Itk" yani "köle azadı" başlığı altında bu hakların izah edildiği bir bölüm mevcuttur.

Dinimizde, hürriyet nimetinden mahrum kalanlara karşı büyük bir şefkat ve himaye gösterilmiş, hürriyetlerini kaybetmiş insanların tekrar hürriyetlerine kavuşabilmeleri için bazı hükümler getirilmiştir. Meselâ mü'mi-nin bir hata ve kusuru sonunda, günahını affettirebilmek için keffaret ödemesi gerekmektedir. Ramazan orucunu bozan, yanlışlıkla adam öldüren, yeminini bozan kimseler bu hatalarının affı için keffaret öderler. İşte bu keffaretlerin başında köle ve cariye azat etmek ilk sırayı almaktadır. Bu hususta birçok âyet-i kerime mevcuttur.

Savaşı müteakip hürriyetini kaybeden köle ve cariyeler her ne kadar farklı statüye tâbi iseler de yine de birer insandırlar. Bunun için dinimizde köle ve cariyeyi hürriyetine kavuşturmak en büyük hayırlar arasında zikredilmiş, bir ibadet hükmünü taşımıştır. Buna teşvik eden birçok hadis-i şerif mevcuttur. Bu hadislerden birisi şu mealdedir:

"Bir kimse, erkek veya kadın mü'min bir köle azat ederse, Allah o kölenin her âzası karşılığında bir azasını Cehennemden azat eder."2

Köle azadını teşvik eden bir diğer esas da "mukâteb"liktir. Bu da, efendisi tarafından bir kıymet takdir olunarak, kölenin bu parayı kazanıp ödemesi yoluyla azat olmasıdır. Cenab-ı Hak mü'minleri buna teşvik etmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:

"Kölelerinizden mukâtebe olmak isteyenleri de, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen kitabete bağlayın ve onlara Allah'ın size verdiği maldan verin, size olan borçlarından düşürün."3
Ayrıca böyle bir kölenin hürriyetine kavuşması için Müslümanların verecekleri en sevaplı sadakaların böyle bir köleye verilen sadaka olduğu belirtilmiştir.

Diğer taraftan dinimiz, köle ile efendisi arasında eşit hayat ve geçim şartını da getirmiştir. Köle olan kişinin ailenin bir ferdi olarak görülmesi, efendi ile kölenin aynı sofrada yemek yemesi tavsiye edilmiştir. Dinimize göre; efendi, kölesine yediğinden yedirmeli, giydiğinden giy-dirmelidir. Efendi, kölesine eziyette bulunmamalıdır.4

Köleler hakkında bir diğer husus da; efendinin, kölesinin izzet-i nefsini rencide edecek şekilde çağırmasının uygun olmadığıdır. Efendinin, kölesini, "kölem, cariyem" şeklinde değil; "oğlum, kızım" şeklinde çağırması tavsiye edilmiştir."5

Yine köle ve cariyeler umumiyetle eğitim ve öğretimden mahrum kimseler olduklarından onların cahil bırakılmayıp, okutulması ve yetiştirilmesi efendinin vazifeleri arasındadır.

Görüldüğü gibi, kölesini azat etmeyen kimselerin bu şartlarda köle tutması ve beslemesi ağır bir mes'uliyet getirmektedir. Ahmed Cevdet Paşa, efendinin, mükellef olduğu vazifeleri yerine getirerek köle tutabilmesinin zorluğunu şu veciz cümle ile ifade eder: "Müslümanlıkta köle almak, köle olmaktır."
Evet. İslâmiyetin kölelik meselesini ıslâh ettiği, hukuk sisteminde ona geniş bir yer vererek hakkını müdafaa ettiği düşünülünce, bu hususta ne kadar büyük bir inkılâp gerçekleştirdiği görülmüş olur.
Dünyaya medeniyet dersi veren Batının, asırlardır sömürge ve istilâ belasıyla insanları, bilhassa İslâm âlemini ezip sömürdüğü, hattâ Amerika'nın ve Güney Afrika'nın bugünlerde dahi zencilere ikinci sınıf vatandaş muâmelesi yaptığı gerçeği hatırlanırsa, köleliği hangi milletin devam ettirdiği anlaşılmaz mı? Yarım asırdan fazla olarak Demirperde ülkelerinde Rusya'nın zavallı insanlara reva gördüğü zulüm, canavarlara bile rahmet okutmuştu. İnsanları evlerinden, yurtlarından kovarak Sibirya'nın kamplarında insanlık dışı işkence ve zulümlere boğduğu inkâr edilemez.

Bu hususları dikkate alarak kölelik müessesesini İslâmiyetin icat etmediği, bu müesseseyi ıslâh ettiği hususunda yanlış bir telâkkiye kapılmaya gerek yoktur. Bu ifadeler ışığında insanlığa gerçek hürriyet ve hidayeti İslâmın getirdiği bir defa daha görülmüş olur.

Cariye ve statüsü

Savaş sırasında düşman tarafından esir edilen kız ve kadınlar "cariye" olarak alınır. Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi. Azat edilmedikleri müddetçe de, ticarî bir eşya gibi alınıp satılırdı. Artık o andan itibaren "cariye" ailenin bir parçası ve bir ferdi olarak kabul edilir, ona göre muamele görürdü. Cariyenin sahibi olan "efendi" onu şahsî hizmetlerinde ve ev işlerinde istihdam edebildiği gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan istifade edebilirdi. Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî şartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı. Zâten ayrıca bu hususta Kur'ân'ın verdiği bir ruhsat da mevcuttur. Mü'-minûn Sûresinin 5 ve 6. âyetlerinde bu ruhsat şöyle ifade edilir:

"O mü'minler ki, ırzlarını korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Bunlarla olan münasebetlerinden dolayı kınanmazlar."

Efendinin, cariyesinden cinsî yönden istifade etmesinin, cariyenin hesabına iki mühim hikmet ve faydası vardır. Birincisi ve en mühimi, esir düşen ve sahipsiz kalan bu kadınların bu vesile ile ihmal edilmeleri önlenmiş olur. Çünkü, aksi takdirde, cariyelerin fuhşa düşmeleri, zinaya girmeleri ihtimali kaçınılmaz olduğu gibi, efendisinin evine de bağlı kalmış olur.

Diğer bir faydası, cariyenin efendisinden bir çocuğu olduğu takdirde "çocuğun annesi" mânâsına "ümmü'l-veled" sayılmaktadır. Cariyeden doğan bu çocuk hür kabul edilir. Çocuğun doğumu ile annesi de, efendisinin ölümünden sonra mirasçılarına geçmeyip hürriyetine kavuşmaktadır. Çocuk olmasaydı, efendisi de azat etmeseydi, diğer mallar gibi cariye de miras olarak kalacaktı.

Efendinin, cariyesi ile karı-koca olmaları da şart değildir. Efendi, onu sadece bir hizmetçi olarak istihdam edebilmektedir. Ayrıca, cariyenin kocası esirler arasında ise, eşlerin nikâhları devam edeceğinden, efendinin bu cariye ile münasebette bulunması caiz değildir. Hattâ erkek başka birisinin, kadın da bir başkasının yanında köle ise, yine efendi, yanında bulunan bu kadın köleden cinsî yönden faydalanamaz.6
Bu meselelerle birlikte, Kur'ân-ı Kerim, erkek ve kadın kölelerin birbirleriyle evlendirilmesini de teşvik etmiştir. Nur Sûresinde meâlen şöyle buyurulur:

"Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizle cariyelerinizden sâlih olanları evlendiriniz. Eğer fakir iseler, Allah onları kendi lütfundan zengin eder."7 Böylece kölelerin kendi aralarında bir nevi eşitlik sağlanmış olur.
Her vesile ile kölenin hürriyetine kavuşturulmasını tavsiye eden dinimiz, cariyenin de nikahlanarak ev hanımı yapılmasını teşvik etmiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler:
"Sizden cariyesi olan biriniz onu en güzel bir şekilde terbiye eder, yetiştirir de sonra azat edip onunla evlenirse, onun için iki sevap vardır."8

Bu açıklamalar göz önüne alınırsa, İslâmın köle ve cariyeleri ne kadar himaye ettiği, onların haklarını koruduğu açıkça görülecektir. Cariye sadece "kadınlığından" istifade edilen bir insan olarak da görülmemektedir. O aynı zamanda evin bir ferdi, ailenin bir parçasıdır. Ailenin, hanımından sonra evin en sorumlu kadınıdır.

Bir insan sahip olduğu cariyesini azat edip hürriyetine kavuşturabildiği gibi, onu bir başkasına hediye olarak da verebilirdi. İşte Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın Peygamber Efendimize (a.s.m.) gönderdiği iki cariye de bu kabildendir. Zaten bu iki cariye Mısır'dan gelirken yolda Müslüman olmuşlardı. Bilindiği gibi Peygamberimiz bu cariyelerden Mâriye'yi kendi nikâhı altına almıştı. Daha sonra Hz. Mâriye'den Hz. İbrahim dünyaya gelmişti. Hz. İbrahim'in doğumundan sonra Peygamberimiz Hz. Mâriye'yi hürriyetine kavuşturdu. Böylece Mâriye, diğer Peygamber hanımlarının gıpta edeceği bir mevkie yükselmişti. Şîrin isimli diğer cariyeyi de Peygamberimiz, şâiri Hassan bin Sabit'e verdi.

Bu hadiseyi misal getirerek, bugün gayr-ı müslim ülkelerden "cariye" olarak nikâhsız bir şekilde kadın alınamaz. Çünkü artık tarihî bir hadise olan cariyelik müessesesi günümüzde hiçbir şekilde tatbik edilmemektedir. Diğer taraftan Peygamberimize hediye edilen "cariye", Mukavkıs'ın yanında da cariye idi. Yoksa Mukavkıs kendi milletinden bir kadını Peygamberimize "hediye" olarak göndermiş değildi.

1. Müslim , Cihad: 24; İbni Mâce , Cihad: 30.
2. Müslim , Itk: 21; Bıı/tnn , Itk: 1.
3. Nur Sûresi, 33.
4. Buharı, Itk: 15.
5. a.g.e. 16.
6. Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, 3:402.
7. Nur Sûresi, 32.
8. Buharı ,Itk: 15.
Mehmed Paksu


Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Edep aklın suretidir !

5

Wednesday, August 25th 2010, 6:47pm

Konuyu

Kuran-ı Kerim, İman hakikatleri, Namaz, Oruç, Hac, Zekat ve Fıkıh
Merak ettiğiniz dini meseleler ve sualleriniz...


bölümüne taşıyorum...
Biz muhabbet fedâileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur.

6

Wednesday, August 25th 2010, 6:50pm

İslâm dini cariyeliğe karşıdır!

SÜLEYMAN KÖSMENE

Samsun Alaçam’dan Mehmet Demir: “Cariyelik hakkında bilgi verir misiniz? Bu meseleye İslâmiyet nasıl bakıyor? Hangi hükümleri getirmiştir?”

İnsanın yaratılış gayesi yalnız Allah’a ibadet etmek, yalnız Allah’a kul ve köle olmaktır. İnsan Allah’tan başkasına karşı ise hür olarak yaşamalıdır. İnsan fıtratı kula köleliği kaldırmaz.

Ama ne hazindir ki, insan insanı tarihin en eski çağlarından beri köleleştiregelmiştir. Oldum olası büyük küçüğü sindirmeye çalışmış, zengin fakiri ezmiş, güçlü zayıfa zulmetmiş, kuvvet ve kudret sahipleri, kimsesiz ve sahipsizleri köleleştirmiştir. Bu acımasız anlayış, bilhassa Eski Yunan’da, Roma İmparatorluğu’nda, Hint bölgesinde, Eski Mısır’da ve Arabistan putperestlerinde vahşîce uygulama alanı bulmuştur.

Düşmandan esir alınan erkeğe köle, kadına ise cariye denir. Öncelikle bunu tesbit ve teslim edelim: İslâmiyet’e göre düşman ancak kâfirdir.

İslâmiyet geldiğinde Arabistan kölelerden ve cariyelerden geçilmiyordu. Kölelerin ve cariyelerin hiçbir hakları yoktu. En zor işlerde çalıştırılırlar, horlanırlar, aşağılanırlar, dövülürler, aç ve susuz bırakılırlardı.

Köleliğin ve cariyeliğin ana kaynağı savaşlardır. Tarih öncesi devirlerden beri savaşlarda ele geçirilen düşman askeri köle olarak, ele geçirilen düşman kadını da cariye olarak mukabil güçlerce alınmış; böylece hem pazarlık yapma gücü arttırılmış, hem de köle ve cariyelerden yararlanılmıştır. Fakat zulümde barbarlaşan insanoğlu savaş dışında da baskınlar, yağmalamalar ve eşkıyalık yoluyla kimsesiz ve güçsüz kimseleri boyunduruğu altına almış, kullanmış ve satmıştır.

Şunu muhakkak görmeli ve takdir etmeliyiz ki: İslâm Dini, köleliği ve cariyeliği kaldırmak istemiş; bunu bizzat ibadet dilinin içine koymuş ve belirli bir süreç içinde de köleliği de, cariyeliği de kaldırmıştır. Ama hâlâ orada burada en azından zulmen bu mantık devam ediyorsa, hâlâ köle veya cariye olduğu kabul edilen mazlûmlar varsa, İslâm’ın hükümleri bâkîdir. İşte örnekler:

Hata yoluyla adam öldüren veya karısına zıhar yapan kişi, günahına kefaret olarak bir köle veya cariye azad edecektir.1 Zekât gelirinin sekizde biri köle ve cariyelerin hürriyetlerine kavuşturulması için tahsis edilecektir.2 Çocuk doğuran cariyelerin alınıp satılması yasaktır ve derhal hürriyetlerine kavuşturulacaktır.3 Ramazan orucunu bilerek bozan kişi veya yeminini bilerek bozan kişi bir köle veya cariye âzâd edecektir.4 Kölesini veya cariyesini döven kişi, bu cürmüne ceza ve kefaret olarak dövdüğü kölesini veya cariyesini azad edecek, hürriyetine kavuşturacaktır.5 Kölesine veya cariyesine zulmeden kişiye Allah azab edecektir.6

Örnekler arttırılabilir. Görülüyor ki, esas olan insanların hürriyetlerine kavuşturulmasıdır ve İslâm dini, İlâhî karakteri itibariyle köleliğe ve cariyeliğe karşıdır. Fakat elbette, hukuku çiğnenmesin ve hakkı yenmesin diye, köle ve cariyeler ile ilgili bir takım düzenlemeler de getirmiştir.

Müslümanlar yaptıkları savaşlarda düşmanlardan ele geçirdikleri kadın veya erkek kişileri esir alabilirler. Esir almanın İslâmiyet nezdinde birçok amacı vardır. Bunların başlıcaları; savaş ve kargaşa dolayısıyla korumasız kalan bu insanları korumak, düşman tarafı ile pazarlık ve barış gücünü arttırmaktır.

İslâm Tarihi ortadadır. İslâm Tarihi boyunca alınan esirlere, köle ve cariyelere sırayla şu muâmeleler uygulanmıştır:

1- Devlet başkanı elindeki esirleri, düşman tarafta bulunan esirlerle mübadele etmiştir. Böylece önce kendi vatandaşını kazasız belâsız kurtarma şansı elde etmiştir. Esir Müslümanları kurtarmak için elindeki esirleri fidye olarak kullanmıştır.

2- Devlet başkanı bu esirleri düşman tarafın kabul edilmez isteklerini ve anlaşma şartlarını reddetmek ve düşmanı barışa zorlamak için bir üstünlük gücü olarak kullanmıştır.

3- Devlet başkanı esirler içindeki ilim adamlarını, san'atkârları, meslek erbabını ve sair işe yarayan vasıflı insanları kendi ülkesinin imarında, eğitim ve öğretim işlerinde ve sair faydalı mesleklerde çalıştırmıştır. Faydalanma karşılığında esirleri azad etmiştir.

4- Eğer bu ön tedbirlerle düşman esirleri dağıtılmamış ise, son çare olarak bu köle ve cariyeler ekonomik güçlerinden istifade etmek ve birer insan olarak sosyal hukuku gözetilmek şartıyla-–yediklerinden yedirmek, giydiklerinden giydirmek, çalıştıklarında ücretleri eksiksiz verilmek, cariyelerle evlenildiğinde hürriyetlerine kavuşturmak gibi önemli insânî şartlara riâyet etmek kaydıyla—mücahitlere dağıtılmıştır.

Savaşta esir alınan kadın ancak ehl-i kitaptan olması ve bütün hukuku gözetilmek şartıyla kendisiyle evlenilebilir. Cariye, hür bir kadınla evlenebilecek kişi ile evlenemez. Hür kadın üzerine kuma olarak da alınamaz.

Dipnotlar:

1- Nisâ Sûresi: 92; Mücâdele Sûresi: 3.

2- Tevbe Sûresi: 60.

3- İbn-i Mâce, Itk, 2515/6.

4- Mâide Sûresi: 89; Tâc: 2/67.

5- Müslim, Eyman, 1657.

6- İbn-i Mâce, Diyât, 2663; Müslim, Eyman, 8.

Copyright © www.fikih.info - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.
Biz muhabbet fedâileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur.

7

Wednesday, August 25th 2010, 6:59pm

Süleyman Kösmene ağabey, Mü'minun Suresi'nin 5 ve 6. ayetlerine hiç değinmemiş. Neden acaba?
Allah, yar yar... (Cem Karaca'nın vefatından önce yazıp söylediği son şarkısı)

8

Wednesday, August 25th 2010, 8:57pm



Kendisine sorabilirsin...
Biz muhabbet fedâileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur.

9

Wednesday, August 25th 2010, 9:57pm

İslam da Cariyelerin konumu nedir. Birden fazla cariye edinmek caiz midir?
Soru
Kuranda kişi istediği kadar cariyelerle evlenebilir diye bir ibare var mı ve varsa hikmeti nedir. Yani normalde en fazla dört kadın alablirlken niye istediği kader cariye alabiliyor. Cariyelerde kadın değil mi?

Cevap
Değerli Kardeşimiz;


Allah'a kul ve köle olmanın dışında, her insan hür olarak yaratılmıştır. Hürriyet insanın vazgeçilmez bir hakkı, ayrılmaz bir hususiyetidir. Bununla beraber, insanın, insan olma itibariyle haysiyet ve şerefinden gelen bir hürriyet hakkı, hemen hemen tarihin bütün devirlerinde elinden alınmıştır. Çeşitli harp ve baskınlar neticesinde insanlar hürriyetlerinden mahrum edilmiş, bir mal gibi alınıp satılır hale getirilmiştir. Bilhassa Roma hukuku ve Yunan felsefesi köleliği zarurî bir ihtiyaç haline getirmiş, insanları bir eşya gibi pazara dökmüştür.

Diğer taraftan her millet, düşmanının kuvvetini azaltmak, nüfusunu eksiltmek ve kendi kuvvetim artırmak için esirlik müessesesini yaşatmayı zaruret halinde görmüştür.

İslâmiyetten önce Araplar arasında da kölelik bütün şiddet ve dehşetiyle devam ediyordu. Kabileler arasındaki çarpışmalar ve yağmalamalar aralıksız olarak sürüyordu. Düşman taraftan esir olarak alınan kadın, erkek ve çocuklar kölelileştiriliyordu. Cahiliye Araplannın nazarında kölelik hayvanlıktan aşağı telâkki ediliyordu. Bunun için onları insanlık dışı işlerde çalıştırıyorlar, her türlü zulüm ve işkenceyi reva görüyorlardı. Bazan onları aç susuz bırakarak ölüme terk ediyorlar, bazan de öldürüyorlardı. Kadınları cariye olarak kullanıyorlardı. Öyle ki âdeta cariyelik teşvik edilen birşey haline gelmişti. Sırf bunun için başka kavimlere baskınlar düzenliyorlar, erkekleri öldürerek kadınlarını esir alıyorlardı.

İşte İslâmiyet böyle bir zamanda zuhur etti. O devirde insanlığın yarası olan böyle bir meseleyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi, o zamanki durum zaten buna müsait de değildi. Esaret müessesesinin kaldırılması henüz yeni kurulmakta olan İslâm devleti için birtakım güçlükler getirebilirdi. Şöyle ki:

Her hususta olduğu gibi dinimizin cihad anlayışı diğer milletlerin savaş anlayışından farklıdır. Dinimizin cihaddan gayesi, zulmetmek, kan dökmek, kuru kuruya beldeler fethetmek değil, Cenab-ı Hakkın ismini duyurmak, İslama yöneltilen hücumları önlemek, insanlara dünya ve âhiret saadeti temin etmektir. Bu sebeple düşman da olsa savaşa fiilen iştirak etmedikçe, kadınları, çocukları ve ihtiyarları öldürmek Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. 1 Fakat bunları serbest bırakmanın İslâm devleti için bir tehlike olacağı da ortadadır. Çünkü bir kaç yıl sonra nüfusları yeniden artacağından Müslümanlar için bir tehlike teşkil etmeleri mümkündür. Bu durumda bunların esir alınması artık bir zaruret haline gelmişti.
Diğer taraftan, karşı taraf, Müslümanları esir etmekten geri durmuyordu. Dengenin temin edilmesi için Müslümanların da onlardan esir almaları gerekiyordu. Böylece hem denge temin ediliyor, hem de karşı taraf kuvvetten düşürülüyordu. Ayrıca alınan esirlerle Müslüman esirler takas yapılarak Müslümanlar esaretten kurtarılmış oluyordu. Yine esirler fidye karşılığı serbest bırakılmakla İslâmiyetin yayılması için maddî destek temin ediliyordu.

Görüldüğü gibi, köleliği ve cariyeliği ilk defa İslâmiyet icat etmemiştir. Birtakım zaruretler sebebiyle her ne kadar ortadan kaldırmamışsa da, onu tamamen hürriyete yol açabilecek şekilde ıslâh etmiştir.
Tarihin her devrinde insanlık dışı işlerde kullanılan zulüm ve işkencenin her türlüsü reva görülen köleler, ancak İslâmiyet sayesinde rahat bir nefes alabilmişlerdir. Dinimiz kölelik müessesesini vahşi ve iptidaî suretten çıkarıp, insanî bir hayata kavuşturmuştur. Köleye birçok hak verilmiş ve bunlar devletin himayesi altına alınmıştır.

Hadis ve fıkıh kitaplarımızda "Itk" yani "köle azadı" başlığı altında bu hakların izah edildiği bir bölüm mevcuttur.

Dinimizde, hürriyet nimetinden mahrum kalanlara karşı büyük bir şefkat ve himaye gösterilmiş, hürriyetlerini kaybetmiş insanların tekrar hürriyetlerine kavuşabilmeleri için bazı hükümler getirilmiştir. Meselâ mü'mi-nin bir hata ve kusuru sonunda, günahını affettirebilmek için keffaret ödemesi gerekmektedir. Ramazan orucunu bozan, yanlışlıkla adam öldüren, yeminini bozan kimseler bu hatalarının affı için keffaret öderler. İşte bu keffaretlerin başında köle ve cariye azat etmek ilk sırayı almaktadır. Bu hususta birçok âyet-i kerime mevcuttur.

Savaşı müteakip hürriyetini kaybeden köle ve cariyeler her ne kadar farklı statüye tâbi iseler de yine de birer insandırlar. Bunun için dinimizde köle ve cariyeyi hürriyetine kavuşturmak en büyük hayırlar arasında zikredilmiş, bir ibadet hükmünü taşımıştır. Buna teşvik eden birçok hadis-i şerif mevcuttur. Bu hadislerden birisi şu mealdedir:

"Bir kimse, erkek veya kadın mü'min bir köle azat ederse, Allah o kölenin her âzası karşılığında bir azasını Cehennemden azat eder."2

Köle azadını teşvik eden bir diğer esas da "mukâteb"liktir. Bu da, efendisi tarafından bir kıymet takdir olunarak, kölenin bu parayı kazanıp ödemesi yoluyla azat olmasıdır. Cenab-ı Hak mü'minleri buna teşvik etmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:

"Kölelerinizden mukâtebe olmak isteyenleri de, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen kitabete bağlayın ve onlara Allah'ın size verdiği maldan verin, size olan borçlarından düşürün."3
Ayrıca böyle bir kölenin hürriyetine kavuşması için Müslümanların verecekleri en sevaplı sadakaların böyle bir köleye verilen sadaka olduğu belirtilmiştir.

Diğer taraftan dinimiz, köle ile efendisi arasında eşit hayat ve geçim şartını da getirmiştir. Köle olan kişinin ailenin bir ferdi olarak görülmesi, efendi ile kölenin aynı sofrada yemek yemesi tavsiye edilmiştir. Dinimize göre; efendi, kölesine yediğinden yedirmeli, giydiğinden giy-dirmelidir. Efendi, kölesine eziyette bulunmamalıdır.4

Köleler hakkında bir diğer husus da; efendinin, kölesinin izzet-i nefsini rencide edecek şekilde çağırmasının uygun olmadığıdır. Efendinin, kölesini, "kölem, cariyem" şeklinde değil; "oğlum, kızım" şeklinde çağırması tavsiye edilmiştir."5

Yine köle ve cariyeler umumiyetle eğitim ve öğretimden mahrum kimseler olduklarından onların cahil bırakılmayıp, okutulması ve yetiştirilmesi efendinin vazifeleri arasındadır.

Görüldüğü gibi, kölesini azat etmeyen kimselerin bu şartlarda köle tutması ve beslemesi ağır bir mes'uliyet getirmektedir. Ahmed Cevdet Paşa, efendinin, mükellef olduğu vazifeleri yerine getirerek köle tutabilmesinin zorluğunu şu veciz cümle ile ifade eder: "Müslümanlıkta köle almak, köle olmaktır."
Evet. İslâmiyetin kölelik meselesini ıslâh ettiği, hukuk sisteminde ona geniş bir yer vererek hakkını müdafaa ettiği düşünülünce, bu hususta ne kadar büyük bir inkılâp gerçekleştirdiği görülmüş olur.
Dünyaya medeniyet dersi veren Batının, asırlardır sömürge ve istilâ belasıyla insanları, bilhassa İslâm âlemini ezip sömürdüğü, hattâ Amerika'nın ve Güney Afrika'nın bugünlerde dahi zencilere ikinci sınıf vatandaş muâmelesi yaptığı gerçeği hatırlanırsa, köleliği hangi milletin devam ettirdiği anlaşılmaz mı? Yarım asırdan fazla olarak Demirperde ülkelerinde Rusya'nın zavallı insanlara reva gördüğü zulüm, canavarlara bile rahmet okutmuştu. İnsanları evlerinden, yurtlarından kovarak Sibirya'nın kamplarında insanlık dışı işkence ve zulümlere boğduğu inkâr edilemez.

Bu hususları dikkate alarak kölelik müessesesini İslâmiyetin icat etmediği, bu müesseseyi ıslâh ettiği hususunda yanlış bir telâkkiye kapılmaya gerek yoktur. Bu ifadeler ışığında insanlığa gerçek hürriyet ve hidayeti İslâmın getirdiği bir defa daha görülmüş olur.

Cariye ve statüsü

Savaş sırasında düşman tarafından esir edilen kız ve kadınlar "cariye" olarak alınır. Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi. Azat edilmedikleri müddetçe de, ticarî bir eşya gibi alınıp satılırdı. Artık o andan itibaren "cariye" ailenin bir parçası ve bir ferdi olarak kabul edilir, ona göre muamele görürdü. Cariyenin sahibi olan "efendi" onu şahsî hizmetlerinde ve ev işlerinde istihdam edebildiği gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan istifade edebilirdi. Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî şartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı. Zâten ayrıca bu hususta Kur'ân'ın verdiği bir ruhsat da mevcuttur. Mü'-minûn Sûresinin 5 ve 6. âyetlerinde bu ruhsat şöyle ifade edilir:

"O mü'minler ki, ırzlarını korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır. Bunlarla olan münasebetlerinden dolayı kınanmazlar."

Efendinin, cariyesinden cinsî yönden istifade etmesinin, cariyenin hesabına iki mühim hikmet ve faydası vardır. Birincisi ve en mühimi, esir düşen ve sahipsiz kalan bu kadınların bu vesile ile ihmal edilmeleri önlenmiş olur. Çünkü, aksi takdirde, cariyelerin fuhşa düşmeleri, zinaya girmeleri ihtimali kaçınılmaz olduğu gibi, efendisinin evine de bağlı kalmış olur.

Diğer bir faydası, cariyenin efendisinden bir çocuğu olduğu takdirde "çocuğun annesi" mânâsına "ümmü'l-veled" sayılmaktadır. Cariyeden doğan bu çocuk hür kabul edilir. Çocuğun doğumu ile annesi de, efendisinin ölümünden sonra mirasçılarına geçmeyip hürriyetine kavuşmaktadır. Çocuk olmasaydı, efendisi de azat etmeseydi, diğer mallar gibi cariye de miras olarak kalacaktı.

Efendinin, cariyesi ile karı-koca olmaları da şart değildir. Efendi, onu sadece bir hizmetçi olarak istihdam edebilmektedir. Ayrıca, cariyenin kocası esirler arasında ise, eşlerin nikâhları devam edeceğinden, efendinin bu cariye ile münasebette bulunması caiz değildir. Hattâ erkek başka birisinin, kadın da bir başkasının yanında köle ise, yine efendi, yanında bulunan bu kadın köleden cinsî yönden faydalanamaz.6
Bu meselelerle birlikte, Kur'ân-ı Kerim, erkek ve kadın kölelerin birbirleriyle evlendirilmesini de teşvik etmiştir. Nur Sûresinde meâlen şöyle buyurulur:

"Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizle cariyelerinizden sâlih olanları evlendiriniz. Eğer fakir iseler, Allah onları kendi lütfundan zengin eder."7 Böylece kölelerin kendi aralarında bir nevi eşitlik sağlanmış olur.
Her vesile ile kölenin hürriyetine kavuşturulmasını tavsiye eden dinimiz, cariyenin de nikahlanarak ev hanımı yapılmasını teşvik etmiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler:
"Sizden cariyesi olan biriniz onu en güzel bir şekilde terbiye eder, yetiştirir de sonra azat edip onunla evlenirse, onun için iki sevap vardır."8

Bu açıklamalar göz önüne alınırsa, İslâmın köle ve cariyeleri ne kadar himaye ettiği, onların haklarını koruduğu açıkça görülecektir. Cariye sadece "kadınlığından" istifade edilen bir insan olarak da görülmemektedir. O aynı zamanda evin bir ferdi, ailenin bir parçasıdır. Ailenin, hanımından sonra evin en sorumlu kadınıdır.

Bir insan sahip olduğu cariyesini azat edip hürriyetine kavuşturabildiği gibi, onu bir başkasına hediye olarak da verebilirdi. İşte Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın Peygamber Efendimize (a.s.m.) gönderdiği iki cariye de bu kabildendir. Zaten bu iki cariye Mısır'dan gelirken yolda Müslüman olmuşlardı. Bilindiği gibi Peygamberimiz bu cariyelerden Mâriye'yi kendi nikâhı altına almıştı. Daha sonra Hz. Mâriye'den Hz. İbrahim dünyaya gelmişti. Hz. İbrahim'in doğumundan sonra Peygamberimiz Hz. Mâriye'yi hürriyetine kavuşturdu. Böylece Mâriye, diğer Peygamber hanımlarının gıpta edeceği bir mevkie yükselmişti. Şîrin isimli diğer cariyeyi de Peygamberimiz, şâiri Hassan bin Sabit'e verdi.

Bu hadiseyi misal getirerek, bugün gayr-ı müslim ülkelerden "cariye" olarak nikâhsız bir şekilde kadın alınamaz. Çünkü artık tarihî bir hadise olan cariyelik müessesesi günümüzde hiçbir şekilde tatbik edilmemektedir. Diğer taraftan Peygamberimize hediye edilen "cariye", Mukavkıs'ın yanında da cariye idi. Yoksa Mukavkıs kendi milletinden bir kadını Peygamberimize "hediye" olarak göndermiş değildi.

1. Müslim , Cihad: 24; İbni Mâce , Cihad: 30.
2. Müslim , Itk: 21; Bıı/tnn , Itk: 1.
3. Nur Sûresi, 33.
4. Buharı, Itk: 15.
5. a.g.e. 16.
6. Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, 3:402.
7. Nur Sûresi, 32.
8. Buharı ,Itk: 15.
Mehmed Paksu


Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

bu cevap asil konudan biraz sapti gibi geldi
cevapi biraz da kisa anlatabilirmisiniz lütfen

yani benim bilmek istedigim
bir erkek
nasil olurda bir kadinla ister köle olsun
nikah kiymadan
cinsel faydalanabilir?

ve zaten istedgigi kadar cariye alip faydalanabilirse ne icin evleniyor
cariye le
demek cariye le nikah kiymadan cinsel faydalanilmaz


yoksa bügünkü kendine bir köle alip onla istedigni yapabilirsin
bu ne sacmalik

veya kadinlarda aldigi köleyle istedgini yapabilir
lütfen fazla uzatmadan yaziniz benim türkcem iyi degil

10

Wednesday, August 25th 2010, 11:24pm

Cariyelerin hakkı
Süleyman Kösmene

Diyarbakır’dan Said Kurt: “Nisa Sûresi, 3. âyette, ‘Eğer hanımlarınız arasında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sadece bir tane ile veya sahip olduğunuz (cariyelerle) yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır’ deniliyor. Bu âyette cariyelerin hakkı nasıl gözetilmiş oluyor? İslâm’da köle kavramı olur mu?”

Kur’ân âyetleri indiği günlerde insanlık köle ve cariye ticareti yapıyordu. Kur’ân bu utancı, cahiliye insanının utancı olarak önünde buldu ve bunu ıslah etmeye yönelik tedbirler aldı. Kur’ân kölelik ve cariyelik sistemini birden bire kaldıramazdı. Çünkü köle ve cariyeler sokağa atıldıkları zaman kendi başlarına hayatlarını devam ettirecek sistem toplum hayatında mevcut değildi. Böyle bir ıslah sisteminin temelinde yer alan insanlık sevgisi, kardeşlik, eşitlik, Allah korkusu, kul hakkı, adalet, merhamet, insan hakkı, kadın hakkı gibi kavramları Kur’ân zihinlere yerleştirdikten sonra kölelik ve cariyelik sistemini kökünden kazıyıp kaldırdı. Dikkat ederseniz, daha Asr-ı Saadet döneminde kölelik ve cariyelik kademeli olarak ortadan kaldırılmıştır. Peygamber Efendimiz (asm), “Kölelerinize giydiklerinizden giydiriniz, yediklerinizden yediriniz, onları barındığınız yerlerde barındırınız” diye emir buyurduğu zaman müşriklerin ve münâfıkların, “Bu nasıl olur? Köle ile efendi aynı şeyden yer, aynı şeyi giyer, aynı yerde barınır mı?” diye isyan içinde feveran etmeleri hâlâ kulaklarımızda çınlamaktadır. Bugün yeryüzünde eğer kölelik ve cariyelik diye bir kavram artık insanlığın gündeminde yoksa, bu başarı Kur’ân’a aittir.

Bahsettiğiniz âyette Kur’ân bir kadınla evlenmeyi teşvik ediyor. Ya da diyor, elinizde cariyeniz varsa, onunla yetinin. Bildiğiniz gibi hür bir kimse cariyesi ile nikâh yaptığı anda artık o cariye hürriyetine kavuşmuş oluyor. Yani cariye adamla hür bir kadın olarak nikâh yapmış oluyor. Artık hakkında hür insan hukuku geçerli oluyor. Bu durumda cariyenin efendisi ile evlenmesi zaten kendi lehine bir tasarruf haline geliyor. Yani böylece kendisi cariye statüsünden hür insan statüsüne yükseliyor.

Copyright © www.fikih.info - Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.
Biz muhabbet fedâileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur.

11

Wednesday, August 25th 2010, 11:51pm



yani benim bilmek istedigim
bir erkek
nasil olurda bir kadinla ister köle olsun
nikah kiymadan
cinsel faydalanabilir?

ve zaten istedgigi kadar cariye alip faydalanabilirse ne icin evleniyor
cariye le
demek cariye le nikah kiymadan cinsel faydalanilmaz


yoksa bügünkü kendine bir köle alip onla istedigni yapabilirsin
bu ne sacmalik



KUR'AN ve SÜNNET'İN ölçütleri bellidir, bunları nereden çıkardınız.Öyle bir şeyi kim söylüyor? Günümüz düz mantığıyla,iyice araştırıp okumadan yazıp çizmeyelim lütfen.Yukarıda ki cevapta yeterince ayet ve hadisler mevcut bize ışık tutan. Bunların üstüne hala kafamıza göre yorum yaparsak ilmi hafife almış oluruz ALLAH(C.C.) muhafaza..Onun üstüne söz mü olur daha ! Araştıralım ve ALLAH'IN ELÇİSİNİ iyi anlayalım biz yeter ki ! O'NU(A.S.M.) anlamak da öyle forumlarda iki satırlık cevaplar ile olmaz,müdakkik bir şekilde okumak,okumaya doyamamak lazım öncelikle.
Edep aklın suretidir !

12

Thursday, August 26th 2010, 12:23am

Günümüzde cariye yok ama insan ticareti var. Endonezya'dan, Tayvan'dan, Afrika'dan, Güney Amerika'dan her yıl binlerce genç kız satılıyor Avrupa'ya. Ve malesef bunlar müstehcen sektörde suistimal ediliyorlar. Nikahsız olarak "bir erkek yerine" , "yüzlerce erkekle" beraber olmak zorunda bırakılıyorlar. Yetmiyor görüntüleri binlerce kişiye satılıyor. Yetmiyor genç erkekleri uyuşturucuya alıştırmakta kullanılıyorlar. Yetmiyor orta yaşın üzerine çıktıklarında cinsel cazibeleri bittiği için organ ticaretinde kullanılıyolarr.

@Die Wahrheit isimli arkadaşımızın bunlardan haberi olduğunu sanmıyorum. Kuran'ın çözümü bu asırda da geçerlidir. Bu kadar heba olan hayatlar Müslüman erkekler sayesinde kurtulabilirdi. Her neyse...

NOT: Batılı tasvir etmek zorunda kalıp da tasvir ettiğim için kusura bakmayınız. @Die Wahrheit arkadaşımıza somut örnek gerektiğine inandığımdan gayet somut örnek verdim.
Allah, yar yar... (Cem Karaca'nın vefatından önce yazıp söylediği son şarkısı)

13

Thursday, August 26th 2010, 2:28am

Ben Köllelik deden vardi diye sormadim
onu biliyorum
sadece cariyden nikah kiymadan cinsel ilişkiye
girilirmi?
sorusunu sordum

ve cok uzun cevap gelince kafam karisiyor
kusura bakmayin

14

Thursday, August 26th 2010, 2:43am

Günümüzde cariye yok ama insan ticareti var. Endonezya'dan, Tayvan'dan, Afrika'dan, Güney Amerika'dan her yıl binlerce genç kız satılıyor Avrupa'ya. Ve malesef bunlar müstehcen sektörde suistimal ediliyorlar. Nikahsız olarak "bir erkek yerine" , "yüzlerce erkekle" beraber olmak zorunda bırakılıyorlar. Yetmiyor görüntüleri binlerce kişiye satılıyor. Yetmiyor genç erkekleri uyuşturucuya alıştırmakta kullanılıyorlar. Yetmiyor orta yaşın üzerine çıktıklarında cinsel cazibeleri bittiği için organ ticaretinde kullanılıyolarr.

@Die Wahrheit isimli arkadaşımızın bunlardan haberi olduğunu sanmıyorum. Kuran'ın çözümü bu asırda da geçerlidir. Bu kadar heba olan hayatlar Müslüman erkekler sayesinde kurtulabilirdi. Her neyse...

NOT: Batılı tasvir etmek zorunda kalıp da tasvir ettiğim için kusura bakmayınız. @Die Wahrheit arkadaşımıza somut örnek gerektiğine inandığımdan gayet somut örnek verdim.

insan ticareti kölelllik yani izinli
ve kiz satma da cariyelik yani size göre izinlidegilmi

15

Thursday, August 26th 2010, 4:13am

Ben hiç bir kadının kendi rızasıyla bu kadar suistimali kabul edeceğine inanmıyorum. İzinli demişsiniz, nereden izin alınmış? Irak'ta kaybolan yüzlerce genç kızın anasından mı izin almışlar babasından mı?

Sizden mi izin aldılar yoksa? :S
Allah, yar yar... (Cem Karaca'nın vefatından önce yazıp söylediği son şarkısı)

16

Thursday, August 26th 2010, 8:38am

@ Die Wahrheit (Hakikat)

kardeşim madem çok uzun cevaplar kafanı karıştırıyor. O zaman sana cevap olarak bu konuda ki 6. mesajın başlığı yetmesi lazım.

Eğer mesajı görmediysen tıkla: İslamda Cariye diye birşey var mı?


@ cihankoc
Meseleyi uzatıp kardeşin aklını karıştırma lütfen!
Biz muhabbet fedâileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur.

17

Friday, August 27th 2010, 6:40pm

Günümüzde cariye yok ama insan ticareti var. Endonezya'dan, Tayvan'dan, Afrika'dan, Güney Amerika'dan her yıl binlerce genç kız satılıyor Avrupa'ya. Ve malesef bunlar müstehcen sektörde suistimal ediliyorlar. Nikahsız olarak "bir erkek yerine" , "yüzlerce erkekle" beraber olmak zorunda bırakılıyorlar. Yetmiyor görüntüleri binlerce kişiye satılıyor. Yetmiyor genç erkekleri uyuşturucuya alıştırmakta kullanılıyorlar. Yetmiyor orta yaşın üzerine çıktıklarında cinsel cazibeleri bittiği için organ ticaretinde kullanılıyolarr.

@Die Wahrheit isimli arkadaşımızın bunlardan haberi olduğunu sanmıyorum. Kuran'ın çözümü bu asırda da geçerlidir. Bu kadar heba olan hayatlar Müslüman erkekler sayesinde kurtulabilirdi. Her neyse...

NOT: Batılı tasvir etmek zorunda kalıp da tasvir ettiğim için kusura bakmayınız. @Die Wahrheit arkadaşımıza somut örnek gerektiğine inandığımdan gayet somut örnek verdim.

insan ticareti kölelllik yani izinli
ve kiz satma da cariyelik yani size göre izinlidegilmi

Siz burda diyorsunuzki
bu günerde kizlar satiloyr
ve cariyler var degilmi?


AMMA madem islam bunu kabul ediyorsa bir sorun yok olmali

öylemi

18

Friday, August 27th 2010, 6:43pm

yani islamda cariye var
neden ozaman arkads islam cariyeye karsidir yazyiyor
ve nikasiz zaten
o cariyeler ve köleler
isnana helalsa evlenmeye hic gerek yok

ve ozaman yani bir kadindami
kölesinden faydalabilir

Hasan_Sinan

Moderator

  • "Hasan_Sinan" is male

Posts: 2,230

Location: Almanya

Occupation: Uzman Pazarlamaci

Hobbies: Okumak Okumak Okumak

  • Send private message

19

Friday, August 27th 2010, 6:59pm

Kardes önce savas olacakki cariye olsun. Sen cariyeyi nerden buluyorsun?
Kur’an’a hücum edilecek; î’câzı, onun çelik bir zırhı olacak.Ve şu î’câzın bir nevini şu zamanda

izhârına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak.Ve namzet olduğumu anladım.

20

Friday, August 27th 2010, 9:35pm

Kardes önce savas olacakki cariye olsun. Sen cariyeyi nerden buluyorsun?

namzet ne demektir

Rate this thread